insan tiplemeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan tiplemeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2012 Perşembe

TEMBELİZM

bugün yeni kararlar aldım. bu heves ne kadar sürer bilmiyorum ama ben karar almada bile tembelimdir aslında. "ya şunu yapsana, bunu yapsana" önerisiyle gelince biri, "amaaan yapamam şimdi, sonra, bir ara, hava soğuk, fazla sıcak, sıkıldım, uğraşamam, öfff işim çok, pöfff boşluktayım üstüme gelmeyin..." gibi, ihtiyaca göre her nevi bahaneyi üretebilirim. hiçbir şey bulamazsam, "ehi ehi... o ne yaaa... nolcak ki yapsam" derim. ciddiyetsiz insanım. "hırs lazım bana beaa" derim bir de sıklıkla. sıklıkla demişken, sıkıya da gelemem... oysa bugün bir gaza geldim, bir gaza getirdiler "yürü beeee, yaparsın sen, süpersin, bak ne güzel olacak" falan... normalde işe yaramaz hiçbiri ama çok para var ucunda diye kandırdılar. "aha" dedim, "zengin olucam galiba sonunda". lotodan vermeyen rabbim, bu yoldan verecek. "yaparım beeee" dedim, "ne var onu yapmakta, aha yapan nasıl yapmış sanki çok mu güzel, ben daha iyisini beceririm!". 'hırs' gelmiş bir an. benim gibi insana... dedim yani, "yaparım ben" dedim. çıktı bir kere ağzımdan. yarın kalktığımda bütün bu hevesim geçmiş olacak halbuki... biliyorum neticede... insan kendini bilmez mi? domuzluğum tutacak, "öf... pöf... nası yapıcam yeaaa? çok uğraştırır bu beni beaaa..." demeye başlayacağım. hayır demek mesele değil de, bugün o gazla "heeeeyttt daalın ulan, yaparım ben" diye dayılandıktan sonra geri de dönülmez.  

anlayacağınız bugünkü insan tiplememiz benim gibi tembeller...

tembeller genellikle şehirlerde yaşayıp, şehirlerde ölürler. öyle beden gücüne dayalı işleri sevmezler. mümkünse beyin gücüne dayalı işleri de sevmezler. oturdukları yerden fikir üretir ve fekat asla uygulamaya geçmezler. 'yiyeyim, içeyim, eğleneyim, oooh hayat bana güzel'ci tayfadandır onlar. evde yalnızken bile "biri tost yapsa da yesem" der; üç gün aç aç düşünürler eve kimi çağırsam da yemek yapsa bana diye. iş yapmamak için sürekli bahane ürettikleri için yaratıcı güçleri gelişmiştir. sohbetleri keyiflidir bu yüzden. sanata meraklıdırlar, özellikle de sinema ve edebiyata. oturdukları yerden en kolay yapabildikleri, film izlemek ve kitap okumaktır ne de olsa... 

bunları tanımak kolaydır. teşhisi koymak için ince gözlem gerekmez. oturuşuna dikkat edin sadece. en rahatsız, daracık tahta sandalyede bile k.çlarının üzerine oturamaz, kaykılırlar. dibi yoktur bunların adeta. her alanda yatar pozisyon yaratmayı becerirler.

bu tiplerin çalışkan oldukları bir alan mutlaka vardır fakat bazen kendileri de henüz bulamamışlardır. o noktayı keşfettiğiniz an acımayın, saldırın zayıf noktasından, alın intikamınızı. eşek gibi çalışır, gık demezler. demeyiz yani... çalışırız... ne diyeyim daha... iyiyizdir yine de be... valla bak... üşenmedim yazdım bak kaç satır. biri çay yapsa da içsek...


9 Şubat 2012 Perşembe

HEPİMİZ YAZARIZ, HEPİMİZ SANATÇIYIZ

üniversite 1. sınıftayken hocamızın söylediği bir şey çok hoşuma gitmişti. aklımda kaldığı kadarıyla şöyleydi: "öğrenci 1. sınıfta, 'ben iyiyim' der. ikinci sınıfa geldiğinde, 'bilmediğim şeyler varmış'; 3. sınıfta 'öğrenecek ne çok şey var'; 4. sınıfa geldiğindeyse 'ne çok eksiğim var, ben hiçbir şey bilmiyorum' der." insan öğrendikçe bilmediği şeylerin de farkına varıyor. öğrenmenin sonu yok. o yüzden diyorum ki, boşuna havaya girmeyelim yarım yamalak bilgilerimizle. 

bugünkü konumuz, kendini bir şey sananlar. bunlar şehirlerde yaşayan bir tür olup, duyduğu, öğrendiği üç beş şey ile "oldum" sanan tiplerdir. bir havalar, bir pozlar, bir kendini övmeler... allah yarabbi, sanırsın yıllarını vermiş bu konuya, araştırmış, öğrenmiş, etmiş... zaten biri kendini övmeye başlamışsa uzak duracaksın mirim. şimdi bunların en çok karşılaştığım modellerini anlatacağım:

1- kendini yazar sananlar ("yazarlığın eğitimi mi olurmuş"):
bunlar yazarlığın sadece yetenek işi olduğunu iddia ederler. her şeyin olduğu gibi yazarlığın da teknikleri olduğunu, öğrenilmesi gereken şeyler olduğunu kabul etmezler. onlar için yazmak tamamen içsel bir şeydir.  bu modeller kendi içlerinde de ikiye ayrılırlar 
a) onlar harika yazıyorlardır ama çevresindekiler anlamıyordur. çevresindekiler eksik ve kusurludur, onun yüksek sanat seviyesine çıkamamışlardır. 
b) herkes tarafından çok beğeniliyordur. hatta beğenmek az gelir, muhteşem yazdığını söylüyorlardır. tabii bu kıstas aldıkları "herkes" anne, baba ve hayatında üç kitabı anca bitirebilmiş arkadaşlardan oluşmaktadır. 

bunların egoları popolarından büyüktür. eleştirilere kapalıdırlar ama yine de yazdıklarını okutmaya pek meraklıdırlar. duymak istedikleri, sizin hayranlık belirten sözlerinizdir. eleştirmeye başladığınız an suratları alışveriş merkezinde at b.kuna basmış kokoş suratına döner. şaşırmış, hatta şoke olmuş, iğrenmiş, kızmış, incinmiş, haksızlığa uğramış ifadelerle bakarlar. sonra bunun yerini "sen ne anlarsın be ukala salak" suratı alır. acır da, "eksiklerin var onları kapatırsan... daha çok okumalısın bence... eğitim..." gibi laflar ettiğinizde yazarlığın eğitiminin olmayacağını iddia ederler.  resmin, müziğin, her türlü sanatın eğitimini kabul ediyorken, yazarlığın da bir eğitimi olabileceğini anlatmaya çalışmayın. onlar tembeldir. öğrenmek emek ister, zaman ister, yemezler... etrafta yazarım diye dolaşmak kolaydır. parayı basıp kitabını yayınlatmak da kolaydır. kitabın yayınlanmışsa yazar olmuşsundur zaten(!)

2- benden iyi tiyatrocu olur, acayip rol yaparım (lisede 'cimri'yi oynamıştık):
bunlar genelde dışa dönük, gülmeyi seven, kendini şirin sanan tiplerdir. çok konuşmanın oyuncu olmakla bir alakası olduğunu sanırlar. "ben çok konuşurum. ablam, 'bu kadar çok konuşuyorsun boşa gitmesin bari tiyatrocu ol' dedi" diyeniyle bile karşılaştım. bu laf ile tiyatronun gevezelik, zevzeklik olduğunu söylediklerinin bile farkında değildirler. şuursuzdurlar. genelde lisede bir oyunda rol almışlardır. harika oynamışlar, bütün okul kendilerini ayakta alkışlamıştır. ne hikmetse hepsi de moliere'in cimri'sinde oynamıştır. akıllarında kalan tek replik de "yemek için yaşamamalı, yaşamak için yemeli" cümlesidir. üniversitede tiyatro okumak istemiş ama ya babaları izin vermemiş ya da torpilim yok diye caymışlardır. bir tanesi de "ben yetenek sınavlarına girdim ama kazanamadım" demez. girmiş de kazanamamışsa mutlaka torpili olmadığındandır. yoksa harika rol yaparlar, süper oyunculardır, jack nicholson görse secde edecektir önlerinde. 

benim karşıma hep yazar ve oyuncu olma heveslileri çıkar. mesela hiç kendini heykeltraş sananı görmedim. "benden acayip heykeltraş olur, çocukken derenin orda çamurla oynardık hep" filan diyen...

cahilden daha kötü bir şey varsa o da 'yarı cahil'dir. cahil en azından bilmediğini bilir. gerekirse itiraf bile eder, "ben cahilim, bilmiyorum" der en masum haliyle. oysa yarı cahil feci bir şeydir. laf anlatamazsın, ikna edemezsin, eksiklerini kabul ettiremezsin, yarım yamalak bilgisiyle dünyaya meydan okur. kendini bir halt sanıp gerçekten bileni de küçümser. alacaksın bunları, dizeceksin karşına... domatessuyu kızıyor, kötü bir şey söylemeyim. diyecektim ki; alacaksın bunları, dizeceksin karşına domates atacaksın suratlarına. huh... rahatladım.

not: tamam karikatür konuyla tam örtüşmüyor ama bu seferlik idare edin artık. ancak bunu bulabildim.

6 Şubat 2012 Pazartesi

SENİ ŞAKACI!


günün konusu densizler. bu insanların en belirgin özelliği kendilerini şakacı, komik, sevilen kişiler sanmalarıdır. halbuki insanı delirtirler. misal bir yemekteyseniz çatalı gözünün ortasına batırmak istersiniz. gözlerinizden okunur bu istek ama o inatla anlamaz. kahkahalarla güler kendi densiz şakalarına. sizin o sinir bozukluğu gülümsemenizi de anlamamakta ısrarcıdır. üstünüze üstünüze gelmeye devam eder. ikinci adım olarak terslersiniz ama yook, onu da anlamaz bu gerzekler. 

bu tipler genelde insanlarla bu şekilde iletişim kurulduğunu sanmaktadırlar. sizin damarınıza basmaktan başka iletişim şekli bilmezler. üstelik damarınızı bulduklarını anladıkları an, ısrarla aynı yarayı deşip, aynı tarz espriler yapıp dururlar. 

bunlara nasıl davranmak ya da davranmamak gerekir? maddeler halinde inceleyelim. önce yapılmayacaklar:

1- sinirlendiğinizi belli etmeyin. yüz kaslarınız gerildikçe keyiflenecek, şakalarına devam edecektir.

2- utangaç davranmayın. siz alttan alıp utangaç gülümsediğiniz sürece cesaret bulacaktır.

3- esprisine espri ile karşılık vermeyin. asla!


işte yapılabilecekler:

1- kendi şakalarına kahkahalarla gülmesine  izin verin bir süre. fakat onunla beraber gülmeyin. yüzünüzde böyle anlamsız bir ifade olsun. hani hayatınızda ilk kez su aygırı görmüş de anlam verememiş gibi bir eda... sözlerine sinirlenmiş ya da bozulmuş gibi değil de, şaşırmış gibi bakın. şaşkınlığınızın esprinin kalitesizliğinden olduğunu belli edecek gayet kısa bir cümle kurun. daha zekice espri beklentiniz olduğunu ve onu salak bulduğunuzu ima edin. sırıtışı suratında asılı kalsın. 

2- net olun. açıkça, bu tarz şakalardan hoşlanmadığınızı söyleyin. bunu söylerken küçümseyerek bakın ona. yolda balgam görmüş bir insan mimiği kullanın.

3- densizin yanındakine dönüp gayet ilgili bir şekilde (genelde yanlarında yakın arkadaşları, sevgilileri ya da asıldıkları biri vardır bu tiplerin) hep mi böyle olduğunu sorun. yüzünüze bir acıma mimiği yapıştırmayı unutmayın. hatta gerekirse, "yaa... yazık..." gibi ifadeler kullanın. acımanızın densize mi, yanındakine mi olduğu tam belli olmasın. ama asla yapmacık olmayın. mesela o an aklınıza öküz kocası tarafından sürekli horlanan alt kat komşunuzu getirin. bu size inandırıcı bir yüz şekli sağlayacaktır.

4- hiç uğraşmayın. çatalı gözüne saplayın. ya da gözüne... neresineyse işte...

iyi haftalar diliyorum...

27 Ocak 2012 Cuma

AYNA AYNA SÖYLE BANA...


uyuz olduğum bir başka insan tipini yazacağım bugün. gördüğünüz üzre her tür insana uyuz olabiliyorum. 

sadede geleyim, şu kaplumbağa gibiler işte. buradaki durum sempatik tabii. ne de olsa söz konusu bir karikatür, karakterler de kaplumbağa. bunun insan versiyonunu getirin gözünüzün önüne. hani "yahu insan hiç mi kendini bilmez, hiç mi aynaya bakmaz" dediğiniz durumlar...

bu grubun en sık rastlanan modeli "ay ben çok çılgınımdır" ya da "deliyimdir" diye övünenlerdir. bunlar deli değil, salaktır genelde. "nasıl çılgınsın, neler yaparsın mesela?" diye sorduğunda verilen cevap; "bi kez sevgilimle kavga etmiştik taaam mıı... aradı buuu, geliyorum konuşmaya, dedi. saat gece taaam mııı? anneğmler yatıyooo... evden gizlice çıktıığğm, bi saaat aşşaada konuştuk, sonra benim eve sessizce bi girişim var tağam mııı, böle hırsız gibiii" tadında bir saçmalık olur. boğ bunu. acıma.  zannedersin sevgilisi bir sırtlan, bu da onunla buluşmak için aşağı inmedi de, afrika'nın balta girmemiş ormanlarına gitti evden çıkıp. 

bir diğer model, "ben farklıyım" diye dolaşanlardır. "ne farkın var?" diye sorduğunda verdikleri cevap net değildir genelde. çünkü kendileri de ne konuda farklı olduklarına karar verememişlerdir aslında. üstelik enteresan bir şekilde farklılıklara da kapalıdırlar. değişik kıyafetli bir kız geçse yanlarından "ayyy şunu gördün müüüğ, abi bu ne yaaa iirenç giyinmiş" der gülerler. farklı olacağım diye çabalayan ya da kendini farklı sanan bir sürü tip varken nasıl bir sıradanlığa düştüğünü bir görse, hiç mesele kalmayacak. şimdi senin neyin farklı yani ben anlamadım, b.kunda inci mi var? 

en son "ben farklıyım" diyene; "aha vallaha biliyordum, sonunda biri paralel evrenden bu tarafa geçiş yolunu bulacak diyordum, sensin o değil mi, diğer taraftan geldin" dedim. paralel evrenin ne olduğunu bilmiyormuş. bilse geçecek yani. öyle "ben farklıyım, ben deliyim, ben çılgınım" demeyin kardeşim. uçabiliyor musun, görünmez mi oluyorsun, zamanı mı durduruyorsun, direkt onu söyle.  

16 Ocak 2012 Pazartesi

"BİR ŞEY" OLMAK

ben de bir şey olsam mı artık? bazen bir şey olmam için gözümün içine bakıyorlar. ben hemen rotayı çevirip konuyu dağıtıyorum. acaba zamanı mı geldi? yaşlanıyorum sonuçta, 'bu kız bir şey olamadan ölecek yazık, bir elinden tutalım şunun' mu diyorlar?

hep sıkıcı buldum "bir şey" olabilen insanları. sonuçta ben de biliyorum az çok nasıl olunacağını, bunca zaman gözlemledim yani. biz de boş oturmuyoruz. bir şey olmasam da, nasıl olunacağını biliyorum. mesela size üç yöntem anlatayım. benim gibi siz de bir şey ol(a)mayanlardansanız faydası dokunur belki.

1- en ciddi halinle konuya dalıp hemen bilgi vereceksin. (en sıkıcı tip budur)
fırsatını yakaladığın an, bildiğin her şeyi anlatacaksın girdiğin ortamda. öğreten adam modunda dolaşacaksın sürekli. dinlemeyi değil, konuşmayı seveceksin.

2- kendini yeriyor gibi yapıp öveceksin (en çok dalga geçtiğim tip bu)
bu aralar pek bir revaçta bu yöntem. misal; "ben edebiyattan anlamam ama çok okurum, iyi eleştiririm, üstelik zekiyimdir" diyeceksin.

3- kendinle dalga geçiyormuşsun gibi yaparak övüneceksin (en gıcık olduğum tip bu)
ikinci yönteme benzer biraz. buna örnek verecek olursak; "biliyorsun kültürlüyümdür, güzelim de hahhaha... milleti yiyorum böyle kültürlü, zeki ayaklarına yatıp ama ulysses'i okuduğumda üniversiteydim inanabiliyor musun ne kadar geri kalmışım hahhahaha..." falan diyeceksin. 

bunları yapabilmek için bir alanda iki üç cümle öğrenmeliyim. işle ilgili konuşmayı sevmiyorum. zaten benden başka herkes yeterince konuşuyor. keşke kimsenin fikir yürütemeyeceği, saçmalayamayacağı bir mesleğe sahip olsaymışım. sanat ile siyaset bizim milletin master alanı mübarek, herkes biliyor. iyi de ne konuşacağım? terliksi hayvanlar üzerine makale falan mı okusam? pöf... konuyu oraya nasıl getirip hava atacağım ki? neyse biraz daha düşüneyim ben. illa da bir şey ol dediklerinde en beklemedikleri şey olmazsam nolayım.


10 Ocak 2012 Salı

VAÇGEÇİLEMEYEN KADIN

bu yaşıma kadar bir türlü beceremediğim şeyler var. aslında izliyorum, gözlemliyorum, nasıl yapılacağını biliyorum ama iş uygulamaya gelince ıııh... bir kere doğru zamanı yakalayamıyorum. böyle yırtık dondan çıkar gibi atlamak lazım. uygun koşulları beklemeyeceksin, koşulları yaratacaksın, hatta koşul moşul aramayacaksın. dünya senin etrafında dönüyor ne de olsa, koşullar senin etrafına gelecek, yörüngende dönecek, sana tabi olacak.

mesela böyle hiç "vazgeçilemeyen kadın" olamadım. olmayı bırak, o havaya giremedim ben. "nıhaha bilmiyor musun güzelim, o bensiz yaşayamaz, nefes bile alamaz" sinyalleri göndermeyi bilemedim öteki kadınlara. bırak öteki kadınları, bazısı direkt adama gönderiyor bu sinyali. yaptığı her hareketin alt yazısı geçiyor, büyük harflerle üstelik: "BAK BEBEĞİM, BEN BULABİLECEĞİN EN MÜKEMMEL KADINIM. BENİ KIZDIRMAYI AKLINDAN BİLE GEÇİRME, KAYBEDERSİN. BİR DAHA BENİM GİBİSİNİ ASLA BULAMAZSIN. YALNIZ KALIRSIN. SÜRÜNÜRSÜN. ELLİ YAŞINA GELDİĞİNDE DE ÇÖP EV OLMUŞ İNİNDE LEŞİNİ BULURLAR BİR SABAH VE SEFİL GÖRÜNTÜN YÜZÜNDEN 90 YAŞINDA SANIRLAR." 

bu sinyali verebilen kadınların ortak davranış şekilleri var. yanındaki adam konuşurken tam lafın ortasında araya girip alakasız bir şey söylerler. mesela adam oturmuş diyalektikte karşıtlık ve çelişkiler üzerine konuşurken en heyecanlı yerinde kadın birden, gayet sakin ama otoriter bir sesle şöyle der: "MONTUNU GİY, HASTA OLACAKSIN." erkek "tamam" der ve sözüne devam etmek ister genelde ama kadın bırakır mı? asla!.. o, yenilmez. onun lafının üzerine laf söylenmez, emirleri ertelenmez! sonunda diyalektiğin de, sohbetin de içine ettiği için -ve belki biraz da onun gibi olamadığın için- kıza uyuz olursun. o karşıtlık ve çelişkilerin içinde boğulsun diye beddualar edersin. 

bir de bunun ikinci versiyonu vardır ki, kadın bir şey ister. kendisi için. o daha ciddi bir durumdur bak. onda erkek asla ikiletmez söylediğini. şöyle ki; yine aynı barda, aynı masada, aynı içkileri içmiş diyalektiği konuşuyorsunuzdur, adam anlatıyor karşıtlık ve çelişkiyi, kız araya girer: BİRAM BİTTİİİ... herif birden belgesellerde dişiyi tavlamak için olaya kitlenen erkek aslana dönüşür; "hemen söyleyim hayatım". iki saniye önce felsefe konuşan o ciddi adam değilmiş gibi, döner sana kıçını, garson aramaya başlar. sen beklersin öyle, konuşacak da lafını bitirecek diye. o garson da inadına gelmez. bütün masa beklersiniz o uyuz karıya (çok affedersiniz) bira söylenmesini. ulan ben adama "allah rızası için bir bardak su getir, ölüyorum" desem dönüp bakmıyor erkekler. bu kadınlar nasıl beceriyor bunu anlamıyorum ki... anlıyorum aslında, uygulamada beceriksizim dedim ya.... ama artık emin oldum, erkekler böyle kadın seviyor. inandırıyorlar eşsiz olduklarına, mükemmel olduklarına demek... ben bunun üzerinde biraz daha çalışayım bakayım. her sabah aynada kendime  "mükemmelsin, şahanesin, süpersin" filan diyeyim. sonuçlarını sonra yazarım.