27 Mayıs 2012 Pazar

İÇİMDEN GEÇENLERİ SİLMEZSEM...

suvebeyaz mimlemişti epey bir önce, içimizden geçenleri silmeden yazacakmışız. silmeden demek sansürlemeden demek değildir değil mi? yok yani sansüzsüz yazmak gerekse benim bloğu kapatmak lazım sonrasında. malum gergin günler geçti. geçti mi? çoğu geçti, azı kaldı diyelim. şu haziran ayını bir atlatsam rahat edeceğim ya, onun hayaliyle yaşıyorum resmen. yaz, ne güzel bir mevsimsin sen ya...

dali tablolarında yaşıyor gibiyim son dönem. bakıyorsun, bir şey görüyorsun, dikkatle baktığında o bir şeyin bir sürü başka şeyden oluştuğunu görüyorsun. nasıl anlatacağımı da tam bilemedim aslında. en son bir dali tablosu eklersem daha iyi olacak sanırım. 

bu ara bir şey paylaştığım yok. blogda yazmıyorum, twitter hesabım zaten göstermelik,  facebook a şöyle bir bakıp çıkıyorum. şöyle bir bakıp çıkarken de enteresan duygulara geçiş yapıyorum. şimdi bu "oradayız, buradayız, bak nasıl da eğleniyoruz, aha da sana fotoğrafı" meselelerine alıştık da, durum iyice vahim olmaya başladı. böyle bir yarışmalar, nispet yapmalar... bak biz çok mutluyuz, bak biz daha mutluyuz onlardan. aha bu kocişim, aha bu çocuğum, aha bu sevgilim, aha bu şiirim, aha bu evim, aha bu arabam, bu da gittiğimiz mekan... ne oluyoruz kardeşim, o kadar mı medyatik oldunuz? geçen gün "işte yeni evimiz" diye oda oda tüm evini fotoğraflayıp face te paylaşana rastladım. "bu yeni koltuklarımız, bu yeni perdemiz, evim şahane." çüş... ne zaman bu kadar görgüsüz olduk biz? ne işim var senin yatak odanda? ayrıca yatağın niye ilgimi çeksin? kendi yaptığın bir şey de değil. kitaplığını çek, yayınla bakayım ağzımın suyu akarak. bilmem nereden aldığın bilmem kaç ekran televizyonunu görünce ne olacak yani... 

bu aralar  birçok şeye ayar oluyorum. bazılarına her daim güler yüzlü olmak zorundayım ya mesela, ona da uyuzum. belki öyle olmak zorunda bile değilimdir, ben öyle sanıyorumdur. arada bağırıp çağırmak istiyorum mesela. her sorulana cevap vermek zorunda olmak, her anlatılanı dinlemek zorunda olmak, her anlaşılmayan şeyi açıklamak zorunda olmak... itiraf ediyorum son zamanlarda birçok kez "kötü"yü de oynadım. hatta kızmadığım zamanlarda kızmış gibi davrandığım bile oldu. yalan da söyledim. koca bir grup insanın gözlerine bakarak hem. bazen gerçekten höt zötten anlıyor insanlar. zorla höt zöt yaptım yani, tamamen rol...    anlayacağınız, kızmak istediğim zaman sakin olmam, kızmak istemediğim zaman kızmış gibi yapmam gerekti hep. öyle de enteresan bir hayatım var (!)

ay bu çelişkiler, bu geçişli ruh halleri, bu rol yapmalar dengemi bozdu iyice.  tatil gelse de bir ayar yapsam kendime. hep beraber rahat etsek. sevgili de şaşaladı iyice, adam bana nasıl davranacağını bilemez halde. en çok ona yazık galiba. adam iş seyahatine gidiyor özlüyorum, geliyor surat yapıyorum... surat asıyorum, silemedim ya yasak... onu surat astığımdan değil tabii, hayata surat asıyorum esasen. o da hayatımın orta yerinde bir yerlerde olduğundan, denk geliyor işte.

aha bu da dali tablosu:


yapılacak çok iş var ama benim hiç enerjim yok sanki. yemek yapıp yemek bile zor geliyor. akşam yemeklerini tost ile geçiştirmekten vazgeçsem iyi olacak. bu ruh halinden çıkmak için önerisi olan varsa ya hemen yazsın, ya da sonsuza dek sussun.

şşt... sevgili, günah çıkardım bak. yarın sabah beni kahvaltıya götür, evde bir lokma ekmek yok.

19 Mayıs 2012 Cumartesi

ATLATTIK

benim için önemli bir akşamdı. başarı dilekleriniz yerine ulaştı sanırım, teşekkür ederim. kazasız belasız atlattık. sanırım başardık da... güzel bir akşam oldu. darısı bundan sonrasına...

belki yazarım ayrıntıları da başka zamana...



emeğinin karşılığını almak gibisi yok.


17 Mayıs 2012 Perşembe

ÖNEMLİ GÜN VE HAFTALAR

dananın kuyruğunun kopmasına bir gün kala... yarın benim için önemli bir gün. özellikle akşam 8'den itibaren... lütfen başarı dileyin bana ve grubuma... içinizden bile olsa...



sonrasında biz de kutlayacağız ama böyle şeyler olmaz herhalde (!)


15 Mayıs 2012 Salı

GÜNÜN MENÜSÜ

CUMANIN STRESİ
malzemeler: bekleme, çalışma alanını düzenleme, sunum gün ve saatini teyit etme, ciddiyet, sinir, stres, bekleyiş, çalışma, beş dakika çay molası, katlar arası koşturma, gruplar arası gidip gelme, müdürün burnunun ortasına yumruk atma isteği...
yapılışı: hepsi kulak kıkırdağı sertliğinde yoğrulur. kızgın ortamda pişirilir. 



BUGÜN NE ÖĞRENDİK

öyle sessiz, sakin durmayacaksın. karşında çok sevdiğin, kırmak istemediğin biri dahi olsa çata çat didişeceksin her fırsatta. 'büyüktür, saygı göstereyim' ya da 'ama ben onu çok seviyorum, ne derse desin kabulümdür' gibi şeyler düşünmeyeceksin. karşındaki seni fikirsiz sanıyor. saygı duymuyor, sevmiyor. öyle hayran hayran bakma,  o seni ciddiye bile almıyor.

kavgayı zekadan sanıyor. susmayı aptallığından...


12 Mayıs 2012 Cumartesi

DOLMA KALEMİN HASTASIYIM, KARALAMANIN USTASIYIM

bugün bir mutluluk havası estiriyordum ki sormayın... sonunda lenslerime kavuştum. daha önce bahsetmiştim doktorun lens yasağı koyduğundan (burada). yeter bu kadar, çok bile dinlendi gözlerim dedim ve lens aldım. gözlükten nefret ediyorum. resmen ediyorum ya napayım, elimde değil. 

taktım lensleri; dağıttım, saldım saçları, hatta kalem bile çektim gözlerime, fırladım sokağa. sevgilinin bugün için sözü vardı, beni altınyol'daki büyük kırtasiyeye götürecekti. pek mutluydum, çok mutluydum, en mutluydum. 

uzun zamandır dolma kalem almak istiyordum. ev dolma kalem mezarlığı... uzun, tabut gibi bir kutuda saklıyorum cesetleri. atmam, koleksiyonum var. 

kırtasiyeye girince bir şaşkınlık anı yaşamadım değil. gözlerim fal taşı gibi açıldı, öyle kaldım. sağa sola bakındım, kendime hemen bir rota çizdim. "şuradan başlayalım" dedim ama bir baktım iki dakika içinde sevgili yok olmuş. dağınık dağınık geziyor. bense rotamdan inatla şaşmadım. atladığım hiçbir koridor olmamalıydı, her şeyi görmeliydim. arada yanıma gelip "bak şurada çok güzel kalemler var, tam senlik orası" diye aklımı çelmeye çalışan sevgiliye bir çalım atıp, beni baştan çıkarmasına, rotamdan sapmama sebep olmasına izin vermeden devam ettim yoluma. normalde böyle değilimdir ha... öyle planlı programlı iş yapamam hiç. kırk yılın başı bir plan yapsam, onu ilk bozan yine ben olurum. "amaaan sıkıldım" der iki dakkaya cayar, yine kafama göre takılmaya başlarım. bugün hayatımın en kararlı günüydü galiba. 

kırtasiye epey büyük sayılmasına rağmen, aradığım her şeyi bulamadığım için biraz hayal kırıklığı yaşadım aslında. stickerlar çok çeşitli değildi mesela. istediğim mini post-itler çok pahalıydı. gerçi ben o fiyat etiketinin yanlış olabileceğinden şüphelendim ama sevgili "doğrudur" dedi. ayrıca dekoratif bantlardan da bulamadım. yine de mutluydum. her zamanki gibi simli yazan kalemlerden aldım. bir de hani olur ya tavana yapıştırılan, karanlıkta parlayan şekiller... bende yıldızlar vardı, orada da yunus ailesi buldum, aldım. en sevdiğim figürlerdendir yıldız ve yunus. bir de melek figürünü çok severim, hani rönesans resimlerinde bolca kullanılan çocuk melekleri ama... keşke onlardan da yapsalarmış.

dolma kalemde çeşit ne çoktu, ne de az. 23 liradan 1500 liraya kadar her bütçeye uygun vardı diyebilirim. ben ucuz bir şey almak istiyordum bu kez. bütün iyi marka dolma kalemleri bir şekilde yaralayıp ya da öldürüp tabutta biriktiren biri olarak, kendime güvenim tamdı. yeni alacağımı da kısa sürede tabuta göndereceğim konusunda yani. o yüzden ucuzuna kaçtım. bir tane beğendim, tükenmez kalemi ile takım. üstelik fiyatı sadece 23 TL. bir süre tereddüt ettim,  iyi yazıyor mudur, ucu nasıldır falan diye. bizimle ilgilenen kızdan bilgi alabilmek için birkaç soru sordum. öyle cevaplar verdi ki, ("bütün dolma kalemlerin ucu aynıdır" gibi) bir baktım ben kıza dolma kalem konusunda bilgi veriyorum. çok kararsız kaldım. sonra aldım, nasıl olsa pahalı bir şey değil diyerek. çok mutlu oldum. çok çok çok mutlu oldum.

oradan çıkıp kendimizi karşıyaka'da, benim işime yakın olduğu için sık gittiğimiz, sahildeki yere attık. çayları söyledik, ben hemen açtım poşeti, sevdim kalemlerimi... sonra taktık kartuşunu ve denedik.  değişik kağıt cinsleri üzerine bol bol imza attım, adımı yazdım, yetmedi başkalarının adına geçtim, bir sürü  karaladım, sırf yazmış olmak için saçmaladım... dolma kalemim harika yazıyor. cidden bak. hem ucuz, hem güzel. aslında "içimdeki kokoş" açığa çıkmış, taşlı dolma kalem istemiştim ama bu da güzel. zaten orada taşlı yoktu hiç.

bu yunusların bir de pembeleri vardı ama ben mavi aldım.






kalemin gövdesi deri dokusu...



aşağıdakiler de simli yazan kalemlerim. fakat fotoğraf kalitesi iyi olmadığı için parıltılar görünmüyor sanırım.





bu beşli kalemleri daha önce almıştım. yine de göstereyim dedim. üçgen formda oldukları için biraz endişeliydim ama ele gayet iyi oturuyor, kullanımı kolay. sanırım kenarları sivri olmadığı için normal yuvarlak bir kalemle yazıyormuş hissi yaratıyor. özellikle su yeşili olana bayıldım. sırf onun için aldım desem yeridir.




11 Mayıs 2012 Cuma

SIRRA KALEM HARİKALAR PARKINDA

çok güzel değil mi? 

hani sabah bıraksanız beni oraya, akşama kadar sıkılmadan kalırım. debelenir dururum çimlerin üzerinde. oohhh çıkar at saati, ayakkabıları, üzerindeki tüm gereksiz şeyleri. yayıl yere, yuvarlan sağa, arada bir sola... çek çiçek kokularını içine, yuvarlan, renklere bulan...

çok beğendim. siz de görün istedim. insan mutlu oluyor baktıkça.