foça etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
foça etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2012 Çarşamba

FOÇA'DA DEPREM

sevgili döndü dün akşam. bugün için güzel bir plan yapmış; foça'ya gidilecek. yolda köy kahvaltısı yapılacak, foça'da kahve içilecek, gezilecek, denize bakılacak, kitap okunacak, yemek yenilecek, yan gelip yatılacak... yarın yeniden yola çıkacağı için sanırım bu kıyak. tamamen gönül alma olayı yani, bir nevi rüşvet de diyebiliriz. 

foça'yı (eski foça'yı) ikimiz de seviyoruz. yakın olması avantaj. ha tabii bir de sevgili'nin annesi foçalı olduğu için "memleketim" durumu söz konusu. 

yol üzerinde ağaç altlarına, çimlere atılmış masalarda kahvaltı yapabileceğiniz işletmeler var. ilk olarak güzel bir serpme kahvaltı yaptık tabii. karnımızı doyurup yola devam ettik. havalar iyice ısındı, deniz kenarı eser mi diye düşündüm ama benim gibi çok üşüyen biri için bile gayet sıcaktı. önce kale tarafında çayımızı, kahvemizi içtik, ayrı kaldığımız zamanlarımızı anlattık. sonra "küçük deniz"e doğru yürüdük, biraz da orada sıvı tükettik. sevgili açtı kitabını okuyordu ki, ben havalara bakmaya başladım. yanıma iki kitap almıştım ama nedense canım hiç okumak istemedi. arkama, sağa, sola, havaya baktım. bunları büyük hareketlerle yaparsanız yanınızda kitap okuyan adamın bile dikkatini çekmeyi başarırsınız. kitap kapandı hemen; 
-sıkıldın mı?
-hı hı...
-napalım?
-bilmem.
-yürüyelim mi?
-ı ıh...
-kitap okumuyor musun?
-canım istemiyor 
-napalım?
-konuşalım...
adama kitap okutmadım. iki gündür pek bir enerjisizim. canım da sıkılıyor hep nedensiz. biraz daha oturduk. sonra yürüyelim dedik. kalktık. deniz kenarında yürüyoruz. hafif, ılık bir rüzgar yüzümüzü okşuyor. çok değil belki on adım atmışızdır, belki daha az. bir uğultu oldu, sonra insan sesleri... kadın sesleri daha ziyade. sert bir rüzgar, küçük hortum gibi bir şey geliyor olmalı arkamızdan. döndüm, baktım, bir şey yok. kadınlar oturuyor karşıdaki kafede, neden bağrışıyorlar? derken anladım. önce bir titreşim hissettim ayağımın altında. durdum. durduk. sonra hızlandı, dengesizim. yer ayağımın altında titriyor. uzaklara bakıyorum anlamaya çalışarak, görüntü titriyor, binalar, dağlar, her şey titriyor. kamerayı sallıyormuş gibi biri ve ben o çekimi izliyormuşum gibi. ilk kez yakalanıyorum bir depreme dışarıda. dönüp denize bakıyorum dalgalandı mı diye, sakin. belki bir o sakin. geçiyor. geçmiyor, geçti sanıyorum. ya küçülmüş, hala devam ediyor, ya da benim dengem bozulmuş hala salınıyorum. "korktun mu?" diyor. bilmiyorum. o an değil, bitince korktum. "annem yazlıkta" diyorum. birden elim titriyor."annem yazlıkta, babam da yoktur şimdi" telefon elimde, ellerim titriyor ama çaktırmıyorum. ekranımdaki kısa yollardan rehber yerine ajanda ya basıyorum, çıkıyorum, rehbere basıyorum, annemi bulamıyorum... kısacık bir an oysa, ne uzun bazen... arıyorum... annem... sakin... "nasılsın, ne yapıyorsun?" diyorum, gayet normal cevaplar veriyor, hissetmemiş. 5.0'lık deprem.

sakinim artık, kaldığımız yerden devam ediyoruz yürümeye. fotoğraf çekmek istiyorum...
















bunlar da yemek sonrası gün batımı kahvelerimiz...