geçen hafta malum, istek üzerine evrim sergisine gittik. dinazor türlerini gördük, ilk canlıları tanıdık, atalarımızı keşfettik...
çirkin atalarım var kabul. büyük ayaklar, kocaman bir ağız, gözüm kadar burun delikleri filan... kıl kısmını saymıyorum bile... evrime de en çok bu kıl mevzuundan sevindim zaten, aldır aldır bitmezdi onlar.
her neyse, ben sergiyi gezdim. üstelik hiiiç arıza çıkarmadım. keyfim ziyadesiyle yerindeymiş gibi davrandım. hatta en çok dinazorlar ile insanlar konusuyla ilgilendim, dünyanın en mutlu kadını gibi seke seke dolaştım. o gün çantam çok ağırdı, omuzlarım çöktü ayakta durmaktan ama yine gık demedim. olur ya, bir gün ben de bir yere gitmek istersem elimde koz olacaktı. hele bir gelmek istemesin, "ama ben evrim sergisine geldim seninle!" diye başına kakacaktım.
o yazıda belirttiğim gibi ben caz konserine gitmek istiyordum, sergi dönüşü de onun biletlerini aldık. bir haftadır bekliyorum. tarih geldi çattı, 8'de konser. işten erken çıktım yetişebilmek için. geçtik karşıya, park ettik, içeri girdik, iki kat çıktık, şıkır şıkır giyinmiş bir sürü insan konser saatini bekliyor, hiçbirinin geçen hafta gördüğümüz atalardan geldiğine inanmazsınız vallahi. konser saati geldi, niye bunların hepsi kafede oturmuş anlam veremiyorum, salon boş...
niye sizce?

