aldatıldım. çok gücüme gitti. benimkilerden de güzelleri varmış. şu fotoğraftaki şemsiyeler işte. küstüm oynamıyorum. istemiyorum yağmur da yağmasın hiç. gerçi ben şemsiyelerimi alalı yağmurun yağdığı falan da yok. bir kez bile kullanamadım yavrucakları, boynu bükük duruyorlar dolabımda. geçenlerde evde bari hevesimi alayım diye açmış, salonda tur atarken (üsküdar'a gideriken şarkısı eşliğinde), anneme yakalandım. halbuki mutfakta yemek programı izliyor diye ne rahattım. ev yansa kalkmaz o tv nin başından oktay usta tarif verirken. geldi ve o vurucu cümleyi bir kez daha söyleyip kafama balyozla vurdu: "napıyorsun? sen yağmuru sevmezsin ki..." evet anne sevmem biliyorum ama şemsiyelerimi seviyorum. şemsiyeleri sevmem için illa yağmuru da mı sevmem gerekiyor anlamıyorum ki... hayat niye hep böyle olmak zorunda? şemsiye seviyorsan yağmuru seveceksin, adamı seviyorsan anasını seveceksin filan... bu son kısmı anneme söylemedim, söylesem neden evde kaldığım konusuna güzel bir giriş yapıp, profesör bilgeliğiyle iki saat konuşacak. oysa bir sürü pantolonum var ütülenecek daha... iki gündür ütüleyecek diye bekliyorum. hayır, ütücüye götüreyim diyorum ona da izin vermiyor. ne gerek varmış para verecekmişim, o ütülermiş... beynimi ütülemekten pantolonlarıma sıra gelmiyor ki anneee...
