okunacak çok kitap, izlenecek çok film, seyredilecek çok oyun, konuşulacak çok konu var. yetişemiyorum. artık 24 saat yetmiyor. her şey değişiyor, bu neden değişmiyor? ilk insan da günü 24 saat yaşıyordu, biz de... niye aynı kefeye konuyoruz sanki? karın doyurmak ve barınmak harici yaptıkları ne vardı ki? ha bir de üremek tabii ama onun süresi kaç dakika allaşkına...
tamam yemek bulmak kolay değilmiş; gideceksin hayvan peşinde koşacaksın, avlanacaksın, bu arada ava giderken avlanmamak için de bir efor sarfedeceksin falan ama... şimdi çok mu kolay karın doyurmak sanki? hala ekmek aslanın ağzında.
bir de edebiyat denen şeyi uydurdular, felsefeyi, yetmedi tiyatroyu, sinemayı yarattılar, aşkı çıkardılar başımıza, flörtü eklediler üstüne... hangi birini yapacağız bir gün içinde bilmiyorum ki... sanki bütün gün yan gelip yatıyoruz, bir de bunlara zaman ayıracağız. misal; kedi de 24 saat yaşıyor günü, yiyor yemeğini, yatıyor sıcak yere, arada kalkıp geriniyor yeniden yatıyor. oh... keyif yapsın bütün gün. kimse sormuyor ne okudun, ne izledin diye. "abi dün bir resim sergisine gittim..." diye konuşmuyorlar aralarında. iki miyav (karnım acıktı, çişim geldi kapıyı aç.), bitti gitti. çağ dışı bir uygulama bu, protesto ediyorum. modern çağa ayak uydurun kardeşim, günü uzatın. nedir yani azıcık yavaş dönse dünya kendi etrafında, çok şey mi istiyorum.
dinozorlar da böyle boşluktan yok oldu işte. iş yok güç yok, takılıyorlardı.
